Beykoz'un en kuzey ucunda, haritaya baktığınızda Boğaz'ın bittiği ve Karadeniz'in o hırçın sularının başladığı yerde yemyeşil bir vaha saklıdır: Anadolu Kavağı. Eskiden sadece bir balıkçı köyü ve askeri bölge olan bu şirin yerleşim, bugün özellikle hafta sonları İstanbulluların "balık-ekmek ve deniz havası" ritüeli için akın ettiği devasa bir açık hava restoranı gibidir.
İskeleden adımınızı atar atmaz sizi restoranların önünde "Buyrun taze balık, midye tava!" diye seslenen neşeli esnaf, mis gibi kızarmış deniz ürünleri kokusu ve rengarenk balıkçı sandalları karşılar. Burası lüks ve kasıntı bir yer değildir; ahşap iskelelerin üzerine atılmış masalarda, dalga sesleri eşliğinde kalamarınızı yiyip çayınızı içtiğiniz tam bir sahil kasabasıdır.
Kavağın asıl sürprizi ise tepesinde saklıdır. Köyün içinden kıvrılarak çıkan o dik yokuşu tırmandığınızda, Cenevizlilerden yadigar Yoros Kalesi sizi bekler. Kalenin surlarından veya etrafındaki kafelerden aşağı baktığınızda; bir tarafınızda Boğaz'ın o mavi kurdelesini, diğer tarafınızda ise uçsuz bucaksız, koyu lacivert Karadeniz'i ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü tek karede görürsünüz.
Neden Gitmelisin?
Yorumlar ve Değerlendirmeler
0 YorumDeneyiminizi Paylaşın
Bu mekanı puanlamak ve yorum yapmak için tek tıkla güvenli giriş yapın.