İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, Göksu ve Küçüksu derelerinin arasına kondurulmuş bu yapı, saraydan çok bir mücevher kutusunu andırır. Padişahların (özellikle Sultan Abdülmecid’in) av partileri veya boğaz gezintileri sırasında dinlenmek için kullandığı bir "biniş kasrı"dır. Yani burası, sultanların günübirlik uğradığı, yatıya kalmadığı ultra lüks bir mola yeridir!
Bu yüzden içeride yatak odası ararsanız bulamazsınız; sadece dinlenme salonları, tuvaletler ve mutfak vardır. Ama dış cephesindeki taş işçiliği o kadar detaylı ve o kadar süslüdür ki, sanki taştan değil de dantelden yapılmış gibidir. Barok ve Rokoko tarzının zirve yaptığı bu cepheler, denizden bakıldığında bile göz kamaştırır.
İçerisi ise tam bir Avrupa salonu! Paris Operası’nın dekoratörü Sechan tarafından döşenen odalarda, İtalyan mermerinden şömineler, kristal avizeler ve o meşhur parke zeminler (üzerinde yürümeye kıyamazsınız) sizi bekliyor. Burası, Osmanlı’nın Batılılaşma arzusunun taşa kazınmış en zarif kanıtıdır.
Neden Gitmelisin?
Yorumlar ve Değerlendirmeler
0 YorumDeneyiminizi Paylaşın
Bu mekanı puanlamak ve yorum yapmak için tek tıkla güvenli giriş yapın.