Beykoz’un ormanları arasına saklanmış bu köy, tabelasından mimarisine kadar "Ben İstanbul değilim!" diye bağırır. 1842 yılında Polonya’dan sürülen askerler ve siviller tarafından kurulan Polonezköy, kendine has kültürü, ahşap evleri, çitlerle çevrili bahçeleri ve o meşhur sessizliğiyle tam bir huzur üssüdür.
Köyün içinden geçen yolun kenarındaki ağaçlar, mevsimine göre sararır, kızarır veya bembeyaz olur. Burası sadece kahvaltı yapılan bir yer değil, aynı zamanda İstanbul’un en büyük Tabiat Parkı’dır. Köy meydanındaki o tarihi kilise (Meryem Ana Kilisesi) ve mezarlık, buranın sadece bir turistik gezi yeri değil, yaşayan bir tarih olduğunu fısıldar.
Hafta sonları İstanbulluların "Brunch" (geç kahvaltı) için akın ettiği Polonezköy, aslında kahvaltıdan çok daha fazlasıdır. Ormanın içindeki geyikleri, sülünleri ve kuş seslerini dinlemek, şehrin gürültüsünü siler atar.
Neden Gitmelisin?
Yorumlar ve Değerlendirmeler
0 YorumDeneyiminizi Paylaşın
Bu mekanı puanlamak ve yorum yapmak için tek tıkla güvenli giriş yapın.