Prens Adaları’nın (Kızıl Adalar) en büyüğü ve en popüleri olan Büyükada, İstanbul'a hem çok yakın hem de zamanın dışında kalmış gibi hissettiren o sihirli yerdir. Vapurdan inip iskele meydanına adım attığınız an, egzoz dumanı ve korna sesleri yerini martı çığlıklarına, bisiklet zillerine ve iyot kokusuna bırakır. (Biliyorsunuz, artık adada o hüzünlü atlı faytonlar yok; yerini elektrikli, sessiz İBB Adabüs'leri aldı ve ada derin bir nefes aldı!)
Adanın kalbi, iskeleden başlayıp yukarı doğru uzanan Çankaya Caddesi'nde atar. Bu cadde boyunca yürürken göreceğiniz o devasa, ahşap, dantel gibi işlenmiş tarihi köşkler (Troçki'nin Evi, Con Paşa Köşkü, Splendid Palas) insana "Keşke 1900'lerin başında burada yaşasaydım" dedirtir. Begonvillerin sarktığı beyaz çitli evler, fotoğraf çekmekten yürümeyi unutturacak kadar güzeldir.
Adanın en büyük ritüeli ise çam ormanlarının içinden geçerek adanın zirvesine, Aya Yorgi Kilisesi'ne tırmanmaktır. Hem fiziksel hem de manevi bir yolculuk olan bu tırmanışın sonundaki o uçsuz bucaksız deniz manzarası, dökülen her damla tere bedeldir.
Neden Gitmelisin?
Yorumlar ve Değerlendirmeler
0 YorumDeneyiminizi Paylaşın
Bu mekanı puanlamak ve yorum yapmak için tek tıkla güvenli giriş yapın.